Alkol , uyuşturucu maddeler ve bağımlılık

Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar “İhtiyaç fazlasını” de Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz (Bakara 2/219)

Az miktarda alkolüninsan vücudunda rahatlama,sedasyon,neşelenme haz duygusu gibi psikolojik yararlı etkileri olmasına rağmen yine psikolojik kötü etkileri ve aşağıda bahsedeceğimiz nedenlerden ötürü vücuttaki her hücreye zararı vardır.

Alkol kimya sanayisi için önemli bir çözücü olup insan organizmasına yabancı bir ajandır. Alkol (C2H5OH) kullanımı veya alkol bağımlılığının pek çok ekonomik ve sosyal boyutu bulunmaktadır.

Karaciğer vücuda alınan hemen hemen tüm besin maddelerini metabolize ederek vücutta yararlı formlara dönüştürürken, bir kısmını ise suda çözünen hale dönüştürerek zararsızlaştırmaktadır. Kimyasal forma bulunan pek çok ilaç, toksin (aflatoksin, amanitin ) ve alkol ise insan organizmasına birer yabancı olup karaciğer tarafından zararsız veya en az zararlı hale getirilmektedir. Vücuda alınan alkolün %5-15 lik bir kısmı tez ve idrarla dışarı atılıp geri kalanı karaciğer enzimlerince metabolize edilmektedir. Etilalkol olarak adlandırılan ve halk arasında ispirto olarak da bilinen alkol vücudumuzda enerji de dönüşmektedir. Bu bakımdan bakıldığında alkolun canlı organizmaya yararı olduğu düşünülebilir! Oysa insan organizmasının bir bütün olarak düşünecek olursak hücrelerimizde onlarca hatta yüzlerce metabolik çevrimler meydana gelmektedir. Her bir çevrimde yaklaşık 10 enzim tarafından katalizlendiğini düşünürsek binlerce enzim sistemi bulunmaktadır. Ve bu metabolik yollar daima birbiri ile uyum içinde ve zincirleme bir şekilde çalışmaktadır. vücuda alınan alkolün büyük çoğunluğu karaciğer hücreleri tarafından metabolize edilerek enerjiye dönüşmektedir. Fakat insan organizmasında proteinler, şekerler ve yağların sindirimleri ve bu sindirimlerde rol alan enzimler, oluşan ara ürünler ve açığa çıkan enerji miktarları arasında da bir denge bulunmaktadır. Alkol kullanımı bu dengeyi bozmaktadır. Denge bozulunca örneğin dopa ve dopamin denen beyine sinyal taşıyan nörotransmtterajanlar üretilemez ve bir sarhoşluk hasıl olur. Bunun gibi protein metabolizması, yağ metabolizması bozulmaktadır.

Tüm canlı organizmalar çözücü olarak sadece suyu kullanmaktadır. Tabiatta suyun yerini tutacak hiçbir çözücü bulunmamaktadır. Suyun bir takım fiziksel ve kimyasal özellikleri onu canlılar için vazgeçilmez yapmaktadır. Alkol, hücre dış duvarlarınılarını (hüre bütünlüğünü sağlar) ve hücre içinde bulunan pek çok organelin membranını (Örn. mitokondri, ribozom, lizozom, edoplazmik retikulm) kolaylıkla çözebilmek suretiyle üç boyutlu konformasyonunu (natural) değiştirmektedir. Canlılarda yer alan tüm biyokimyasal yapılar (membranlar, DNA, RNA, proteinler vs) daima iç boyutlu yapıları ile fonksiyon gösterirler. Alkol ise natural yapının değişmesine neden olmaktadır. Aslında bunu bir örnekle gözlemleyebiliriz.

Elimize iki adet deney tüpü alalım ve her ikisine doğal bir protein olan yumurta akından eşit oranlarda kolaylım. Birinin üzerine su ve diğerinin üzerine alkol ilave edelim ve tüpleri hafif bir şeklide elimizle alt üst edip karıştıralım. Alkol ilave dilen tüp de bulunan proteinin beyaz çökelek oluşturduğunu ve su ilave edilende hiçbir değişim olmadığını gözlemleriz. Burada kullanılacak alkolün yüzdesi hiç önemli değil. En derişik alkolden en seyreltik alkole kadar aynı etkiyi gözlemleriz. Burada ne oldu acaba. Proteinin doğal konformasyonu değiştiğinden protein artık suda çözünmeyip çökelek oluşturmaktadır.

Karaciğer de canlıyı korumak için alkolü metabolize etmek yani parçalamak suretiyle vücuttan uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Uzaklaştırırken de parçalanma ürünleri enerjiye dönüşmektedir, enerji fazlalığı yağlanmaya, yağlanma fazlalığı kilo alımı ve kalp damar hastalıklarına, şeker hastalığına ve kansere neden olmaktadır. Ayrıca yukarıda da söz edildiği gibi diğer aktif olması gereken pek çok metabolik yolun durmasına neden olmaktadır. Az miktarda da olsa sürekli olarak alkol alınımında karaciğer kapasitesinin üzerinde çalıştığından dolayı karaciğer yapması gereken işleri ertelemekte ve yine denge bozulmaktadır. Karaciğerin detoksifikasyon mekanizması bozulunca dışarıdan alınan pek çok ilaç ve toksik ajanın da yıkılıp uzaklaştırılmasıgüçleşmekte ve bunlardan dolayı serbest radikaller denen hücrede birikip hücre ölümüne neden olanajanların çoğalmasına neden olmakta ve hücre ömrünü kısaltmaktadır . Ayrıca ve daha önemlisi serbest radikaller son derece aktif moleküller olup önlerine çıkan hemen her molekül ile reaksiyon verme yeteneğine sahiplerdir, ve gen mutasyonlalarına neden olmaktadırlar. Genlerin mutasyonu ise DNA nın kontrolsüz çoğalmasına ve kansere neden olmaktadır. Sonuç olarak, hepatit, siroz, gastrit ve ülser, iştahsızlık, ishal, sinir sistemi belirtileri(ellerde titreme , hassasiyet vb) akciğer ve karaciğer kanserleri, prostat kanseri, melanoma, lenfoma, kalp damar hastalıkları (arteoroskleroziz, kalp yet , ani ölüm) gibi pek çok sayıda patalojik bozuklukların alkol kullanan kimselerde çok daha fazla meydana geldiğini gösteren binlerce bilimsel çalışma ve istatistik mevcuttur. Bu hastalıkların artması tedavi masraflarının artmasına ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Tabiî ki bunlar uzun vadede beklenenler kısa vadede kişinin bilinç bozukluğu (sarhoşluk) halindeykenkendisi ve çevresine verdiği sosyal zararlar kimizaman ölümle dahi sonuçlanabilmekte ve kişiyi çoğunlukla yasal problemlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Kişi ne kadar kontrollü olduğunu iddaa etse de sarhoşluğun olmadığı keyfin arttığı dönemlerdebile davranışsal bozuklukların arttığı bilimsel çevrelerce kabul görmüş ve toplumun hücresi olan aile yapısını da bozduğu gösterilmiştir.

Bundan dolayı alkolü diğer bağımlılık yapan ilaçlar gibi psikiyatrik yönden ele alacak olursak insanoğlunun, bazı maddelerin kendi ruhsal durumunu değiştirdiğini ve geçici de olsa daha farklı hissetmesini sağladığını farkettiği günden bu yana, madde bağımlılığı önemli bir biyopsikososyal sorun olarak ortaya çıkmıştır. Günümüze kadar bu maddelerden bazıları kanunlar çerçevesinde serbest kullanım olanağı bulmuş, bazıları ise tamamıyla engellenmesi mümkün olunamayan kanun dışı bir uğraş haline gelmiştir. Kültürler ve ülkeler arasındaki farklara rağmen nikotin, alkol ve kafein, kanunlar dahilinde kullanıma açıktır. Uçucu maddeler ve bazı ilaçlar da amaçları dışında kullanılabilirken, diğer bazı maddelerin üretimi dahi yasaklanmıştır. Merkezi sinir sistemini etki altına alan, davranışları, duygu ve düşünceleri değiştirebilen madde ne olursa olsun, bağımlılık derecesinde kullanımı hiçbir toplumda kabul görmemektedir. Bu maddeler kullanım bozuklukları, kötüye kullanım ve bağımlılık düzeyinde karşımıza çıkabilir. Mesleki ve toplumsal faaliyetler aksar, maddenin kullanımındaki kontrol mekanizmaları ortadan kalkar, kişi tüm gününü bu maddeleri sağlama, kullanma, ve etkilerinden kurtulma doğrultusunda harcar. Kullanılan doza tolerans gelişir, zaman, mekan ve miktar kontrolü kaybolur, madde kesildiğinde ya da azaltıldığında yoksunluk tablo
su yaşanabilir. Kulanım bir defaya mahsus da olsa başka mental bozukluklara yol açabilir. Dünya literatüründe, “bağımlılık” teriminin, davranışsal bir sendrom ve fiziksel ya da fizyolojik bağımlılık diye iki sistem içinde incelendiği de olmuştur. Fizyolojik bağımlılık, tolerans ve yoksunluk sendromu ile kendini gösteren nöron sistemlerindeki değişiklik olarak anılırken, davranışsal sendrom içine birçok davranış örüntüsünü almıştır. Madde bağımlılığının temel niteliği, madde kullanımı ile iliş- kili önemli sorunlar ortaya çıkmasına karşın kullanımın sürekli bir biçimde olduğunu gösteren bilişsel, davranışsal ve fiziksel belirtilerin oluşmasıdır.

Bağımlılığa yatkın tipik bir kişilik yapısının tanımlanması mümkün olmamasına rağmen belirli bazı ortak özelliklerin varlığını söylemek de mümkündür. Buözelliklerin belirlenmesinde, s

oyaçekim, merkezi sinir sisteminin genel yapısı, benlik gelişimi, çocuğun içinde bulunduğu aile ve ortam, halen içinde yaşadığı çevre ve bu çevrede üstlendiği roller önemlidir.

Alkol ve madde kötüye kullanımlarında, kalıtımın rolü çeşitli araştırmalarla gösterilmiştir. Tek yumurta ikizlerinde kardeşlerden birinde madde bağımlılığı varsa diğerinde gelişme olasılığı %78-80’e kadar yükselebilmektedir. Bu oran evlat edinilmişler üzerinde yapılan çalışmalarda da yüksektir. Bağımlı ebeveynler ile ya da bağımlı davranışlarının kabul gördüğü çevre içinde büyüyen çocuklarda bağımlılık gelişme olasılığı normal popülasyona göre belirgin derecede farklılık göstermektedir. Alkol ve madde kullanmayan ailelerde de baskılı ya da gevşek, tutarsız eğitim biçimi, aile içindeki iletişim bozukluğu, duygu alışverişinin olmaması, diğer sağlıksız aile yapıları, çocuğun aileden uzaklaşması ve madde kullanan altkültürlerle tanışmasını kolaylaştırır. Oluşan bazı kişilik bozuklukları madde bağımlılığı riskini arttırabilmektedir. Özellikle antisosyal, borderline, paranoid tipteki kişilik bozukluklarında saldırganlık, şiddet, alkol ve madde kullanmaya ve bağımlılık geliştirmeye yatkınlık gözlenebilir. Bağımlı kişilerde eğer bir genelleme yapmak gerekirse güvensizlik, bencillik, kolay yalan söyleyebilme, tahammül eşiğinde düşüklük, sabırsızlık, kendine sıkıntı verebilecek durumlara dayanamama, riskli davranışları göze alma, plansız eylemler yapma, kişiler arası ilişkilerde sık sık sorun yaşama gibi ortak özellikler bulunabilir. Ruhsal çözümleme öğretisine göre ise bağımlılığa yatkınlık oral döneme saplanmadan kaynaklanır. Bu yapının başlıca özelliği aşırı duygusallık, kötümserlik, düşsel, gerçek dışı tasarımlar, açgözlülük, madde ve alkol kullanımına yatkınlıktır. Bağımlılık yapıcı maddeler 11 ana sınıfa ayrılırlar. Alkol, amfetaminler, kafein, kannabis, kokain, fensiklidin (PCP), halüsinojenler, inhalanlar, nikotin, opiyatlar, sedatif-hipnotik-anksiyolitikler, diğer bağımlılık yapabilecek maddelerin dışında bu 11 ana grubu oluştururlar. Bu maddelerden hangisinin insan yaşamına daha önce girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Alkol, sedatif, hipnotik ve anksiyolitiklerle, kokain, amfetamin ve diğer sempatomimetikler benzer bağımlılık özellikleri gösterirler. Anestezikler, antikolinerjikler, antiparkinson ilaçlar, antikonvülzanlar, kortikosteroidler, antihipertansifler gibi ilaç ve birçok toksik madde grubuna da bağımlılık geliştirilebilmektedir. Çeşitli kültürler ve yerel bölgelerde de sayılamayacak kadar fazla madde, bağımlılık ya da kötüye kullanım derecesinde tüketilebilmektedir. Beynimiz yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli birçok alanı kapsar. Beyinsapı, beyincik, limbik sistem, diensefalon ve serebral korteks bunlardan bazılarıdır. Haz duygusu, insanın hayatını sürdürme mücadelesinde en fazla güç aldığı duygulardan birisidir. Eğer insan kendisine haz veren bir şey yaparsa beyin bu eylemi tekrarlama ihtiyacını duyar. Yemek gibi hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan bir eylem, haz duyma ve bunu düzenleme konusunda özelleşmiş bir hücre grubunu beyinde etkin hale getirir. Bu sinir hücrelerinin önemli bir bölümü beyinsapının üst bölümü ventral tegmental alanda bulunur ve dopamin adlı nörotransmitteri kullanır. Dopamin barındıran bu hücreler haz konusundaki mesajları sinir lifleri beyin korteksteksi ilişki içindedir. Bağımlılık yapıcı tüm ilaçlar bu haz devresini etkin hale getirebilir. Madde bağımlılığı beynin diğer fonksiyonel alanlarının olduğu kadar haz merkezinin de değiştiği patolojik bir biyokimyasal süreçtir. Bu süreci anlayabilmek için maddelerin nörotransmisyon üzerine olan etkilerini incelemek gerekmektedir. Beyin üzerine etkili neredeyse tüm ilaç ve maddeler etkilerini nörotransmisyonu değiştirmek yoluyla yaparlar.

Sonuç olarak

Hafif vakalarda kişi bilinçli ise kendi iradesi ile bu maddelerden uzaklaşmalı gerekirse destek alarak bunu başarmalıdır Ancak orta ve ağır çoğu vakada bu destek gereklidir. Madde bağımlılığı tedavisi, bağımlının kullandığı maddeye, kullanım süresine, kişisel özelliklere, oluşabilen komplike durumlara göre değişiklik gösterir. Tedavi ortamının seçiminde bu konuda özelleşmiş belirli bir tedavi programı olan tedavi birimleri tercih edilmelidir. Biyopsikososyal temelleri olan ve bazen yaşam boyu sürecek bir hastalık olan madde bağımlılığı gerçekliği üzerine oturtulmuş bir tedavi programı seçilmelidir. Bu program, hastanın yoksunluk ve sonrasında devam eden maddesiz yaşamına yönelik ilaç tedavilerini ve psikososyal bir iyileştirme programını kapsamalıdır

Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? (Maide, 5/90,91)

KAYNAKLAR

1. American Psyhiatric Association (1980) Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 3. Baskı (DSM- III), American Psyhiatric Association.

2. Castaneda R, Sussman N, Westreich L et al: A review of the effects of moderate alcohol intake on the treatment of anxiety and mood disorders. J Clin Psychiatry 1996; 57(5): 207-212.

3. Çelikkol A: Alkol kullanım bozuklukları ve tedavisi. Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları, cilt 1, sayı 2, 1996.

4. Gelder M, Gath D, Mayou R, Cowen P: The abuse of alcohol and drugs. Gelder M, Gath D, Mayou R, Cowen P (ed.): Oxford Textbook of Psychiatry'de, 3.baskı, Oxforf University Press, Oxford, 1995. s.438-461

5. Hines LM, Rimm EB: Moderate alcohol consumption and coronary heart disease: a review. Postgrad Med J 2001; 77:747-

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir