Al bu eti ye!

İnsanlığın, sosyolojik olarak bir topluluk özelliği kazanmaya başladığı zamanlarda, aksakallı bir bilge:

Al bu otu ye, dedi mecali tükenmiş iniltiler içindeki kadına!

Ondan çok sonra bir tarihlerde, Lokman Hekim and içti ölümsüzlük otunu bulmaya.

Neredeyse her şifacının idealinde bir ölümsüzlük iksiri başköşeye yerleştirildi; modern diye isimlendirilen zamanlara değin.

Yıl 1989;

Buldum, diye bağırdı çılgının biri!

Nasıl düşündü, nereden aklına geldi ise artık, en iyisini kendisi bilen İngiliz patolog; kobalamin desteği ile iki ay gibi kısa bir sürede yanak mukoza “displazisinde” (kanser öncülü) tam bir iyileşme sağlandığını keşfetti.

Sonrasında ise, bu konuda 20 yıl kadar sessizliğe gömüldü tıp dünyası!

Kanser kemoterapi protokollerinin (üçlü, dörtlü ilaç kombinasyonları) oluşturulmaya başlandığı yıllardı o yıllar!

Bütün araştırmalar, her birinin bir adedinin satış fiyatı bile bin dolarları bulan kanser ilaçları üzerine yoğunlaşmıştı.

Kimseler sebeplerle ilgilenmiyordu.

Sonuçlar üzerinde para vardı, rant vardı.

Onlarca ilaç tam çare olmadı onca para pul da bir sonuç vermedi.

Sonra genetik furyası başladı.

Her hastalığa bir genetik alt yapı monte edilmeye çalışıldı, oturmadı.

Çünkü bir tür yalan söyleme sanatı olan istatistiğin bakış penceresine hapsolan bilim insanları; kanıta dayalı tıp desturuna saplanıp “hasta vardır hastalık yoktur” prensibini pas geçmeye başlamışlardı.

Ve nihayet genetikten bir çıkış yolu bulamayan araştırmacılar; fizikteki çıkmazlara saplananların sarıldığı kuantum olgusu gibi “epigenetik” diye bir kavrama yaslanmak zorunda kaldılar.

“Epigenetik”, bütün hastalıkların sebebine dönük araştırmaların ilham kaynağı olmaya başladığından beri başa dönüldü. Çevre, beslenme, mineraller, vitaminler, oksidan faktörler yeniden önem kazanmaya ve araştırılmaya başlandı.

Bazı önemsizmiş gibi duran faktörlerin aslında vazgeçilmez olması gerektiği ortaya çıkmaya başladı.

Böylece destek yani “suplamenter” tedavi diye yeni bir yaklaşım literatürümüze yerleşmiş oldu.

Yanak mukoza “displazisi”, mide, meme, rahim ağzı, kalın barsak, karaciğer gibi organlara ait kanserler ile nörolojik, hematolojik ve psikiyatrik birçok rahatsızlık kobalamin eksikliği ile ilişkilendirilmeye başlandı.

Kobalaminde (vitamin B12) sadece proteinli gıdalarda bulunuyordu.

Kutsal metinleri tahrif ederek Hıristiyanlık adı altında bir ideoloji yaratmış olan insan taciri sapkın topluluklara haddini bildiren ve nam-ı “Tanrının Kırbacı” olan adam; dönemin en kudretli hükümdarı olmasının yanında aynı zamanda en zeki bilgesi olduğunu, askerlerine “sadece et yiyin ve su için” diyerek tarihin sayfalarına not ettiriyordu.

Hun İmparatoru Atila’nın ne demek istediği ancak 1500 yıl sonra anlaşılabilecekti.

Al bu eti ye! diyordu modern zamanların bilgesi!?

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir